ANKARA BAROSUNA YÖNELTİLEN SALDIRIYI KINIYORUZ !

By | 2 Mayıs 2020

ANKARA BAROSUNA YÖNELTİLEN SALDIRIYI KINIYORUZ !

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 24.04.2020 tarihli Cuma günkü hutbesinde, içinde bulunduğumuz pandemi süreci ile ilgili açıklamalarında, nikahsız birlikteliklerde bulunan insanları ve eşcinsel insanları hastalık yaymakla itham ederek aşağılamış, onlarla mücadeleyi salık vererek, halkın bir bölümünü diğerine karşı kışkırtarak, kine ve düşmanlığa tahrik etmiş, hedef göstermiştir. Toplumun belirli bir kesimine karşı nefret söylemi kapsamındaki bu açıklamalar pek çok ülkede doğrudan cezai yaptırıma tabidir. Bu söylemler, TCK Madde 216’da yer verilen halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun koruduğu hukuki değeri ihlâl ettiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının başta eşitlik ve laiklik ilkelerine aykırılık oluşturmakta, ayrıca Türkiye’nin taraf olduğu başta İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve İstanbul Sözleşmesi olmak üzere uluslararası sözleşmelerdeki yükümlülüklerini de ihlal etmektedir. Devletin her türlü ayrımcılığı önleme pozitif yükümlülüğünü üstlendiği bu anlaşmaların tam zıddı şekilde bir devlet memuru, bir kamu kurumu başkanı, halkın bir kesimini aşağılamakta, ayrımcılığı kışkırtmakta ve çağdaş hukuk sistemlerinde nefret suçu oluşturacak söylemlerde bulunmaktadır. Bu söylemler, yakın tarihimizde pek çok acı örneği bulunan insan hakkı ihlallerine yol açacak nitelikte olup, yaşam hakkı ihlaline kadar gidebilecek açık ve yakın bir tehlike oluşturmaktadır.

 

Diyanet İşleri Başkanı’nın açıklamalarından daha da vahimi, sonrasında yaşananlardır. DİB Başkanı’nın bu söylemlerine yönelik Ankara Barosu’nun 27.04.2020’de yaptığı açıklama ne yazık ki siyasi iktidar tarafından bir siyaset malzemesi haline getirilmiş, “dine saldırı” adı altında kimi kesimlerce şeriat özlemleri açıkça dillendirilecek şekilde bir kampanya başlatılmış, Adalet Bakanı’nın ve Cumhurbaşkanı’nın baro yönetimini kınayan açıklamalarının ardından Türkiye Barolar Birliği tarafından da yalnız bırakılan Ankara Barosu yönetimi hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kabul edilemez şekilde TCK Md. 216 kapsamında soruşturma açılmıştır! Bu, yargının siyasi iktidarın baskı aracı olarak kullanılmasının bir sonucudur.  Daha da vahim olarak, bir kesim tarafından, Türkiye’nin çağdaş normları kabul etmesinin dine ve örfe aykırı olduğu söylemleri başlatılarak, taraf olunan kimi uluslararası sözleşmelerden çıkılması ve “Türk aile yapısına aykırı” oldukları iddiaları ile kadın haklarını koruyan yasaların değiştirilmesi talepleri yüksek sesle dillendirilmeye başlanmış, laiklik ilkesi açıkça tehdit edilmiştir.

 

Türkiye Cumhuriyeti, Anayasasında değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek şekilde yazdığı gibi laik hukuk devletidir. Türkiye Cumhuriyeti yasaları, hiçbir dinin, inancın buyruklarına göre değil, toplumsal ihtiyaçlar göz önüne alınarak bilimsel esaslara göre oluşturulur. Laiklik, tarihin geriye çevrilmesi mümkün olmayan dinamo taşıdır; Türkiye için tartışılmazdır. Bireyler, başkalarının hak ve özgürlüklerine müdahalede bulunmadıkça, yaşam biçimlerinde özgürdür; bir devlet görevlisinin, vatandaşları yönelimleri sebebiyle aşağılaması ya da hedef göstermesi kabul edilemez. Ankara Barosu hukuku hatırlatmıştır. Suçu işleyeni değil eleştireni yargı süjesi haline getiren yargı, bu bağımlı yapısını derhal terk etmeli, hukuku işletmelidir. Bu nedenlerle Ankara Barosu’na yönelik saldırıyı kınıyor, laik ve eşit yurttaşlık hakkı tanıyan bir hukuk sistemi için mücadele etmeye devam edeceğimizi ilan ediyoruz. 02.05.2020

 

AVUKATLAR SENDİKASI