KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ

By | 8 Şubat 2018

 

Türkiye’nin Anayasal düzeni yerle bir olmuş, Türkiye hukukun üstünlüğüne değil aşağılanmasına dayalı bir yola girmiştir. 15 Temmuz 2016’dan sonra geçilen OHAL düzeni ile, iyi-kötü işleyen sistem, tek adam sistemine evrilmiş ve 2016 yılı adli yıl açılışında yaptığımız son açıklamada işaret ettiğimiz tehlike gerçekleşmiştir. Büyük Şair Ataol Behramoğlu’nun deyişiyle “Gerek kalmadı korkmaya/ Çünkü korkulan olmuştur.”

 

Son açıklamamızda demiştik ki “Darbe; anayasal kuruluş ve işleyişin rafa kalkması, fiili gücün her söylediğinin kanun olmasıdır. Bunu kim yaparsa yapsın, adı darbe olur…” Ne yazık ki yaşadığımız süreç öngörülerimizi gerçeğe dönüştürmüştür. Ancak muz cumhuriyetlerinde yaşanabilecek gelişmeler, hepimizin gözü önünde gerçekleşirken, ifade özgürlüğü de tamamen bitirildiğinden, artık açıklamalar dahi tehlikeli, yararsız, gereksiz ve kadük kalmıştır. Bu sebeple söz veya eylem de bitmiş, ülke ölüm sessizliğine bürünmüştür. Sesi çıkanların mezarda ya da cezaevinde yerleri hazırdır. Fakat, artık köprüden önceki son çıkıştır. Bu sebeple, hiç olmazsa tarihe not düşme ve yetkilileri eyleme çağırma görevimiz vardır.

 

Anayasa Mahkemesi, OHAL süreciyle tamamen ilgisiz ve temel hak ve özgürlükleri özünden etkileyen KHK’ları dahi denetlememiş, “yetkim yok” diyerek, kendi geçmiş kararlarını yok sayma ve ülkeyi ateşe atma pahasına tarih önünde korkunç bir sorumluluk almış; nihayetinde ortada kararları uygulanan bir Anayasa Mahkemesi de kalmamıştır. Türkiye, seçim sırasında kural değiştiren ve hilenin önünü açan YSK ile tartışmalı bir referandumla Anayasa değişikliği gerçekleştirilmiş ve tek adam sistemine hukuki (!) zemin hazırlanmıştır. İçlerinde beş bine yakın hakim/savcının da bulunduğu onbinlerce kişinin yargısız infazını hep birlikte izledik, izliyoruz. İki dudaktan çıkan ifadelerin ertesi gün KHK olarak başımıza düştüğü, hemen hemen her ay vakidir. Anayasa Mahkemesi kararlarının yerel mahkemelerce uygulanmadığını gördü bu gözler. Kurumları, kurumsallığı bitirilmiş, yargısı can çekişen bir ülkede, hukukçular olarak her gün acı çekiyor, seçtiğimiz mesleği, varlığımızı sorguluyoruz.

 

Cumhurbaşkanı/AKP Genel Başkanı tarafından yapılan son açıklamalar ile yaşanan son gelişmeler, hukukçuların varlığına yeni bir darbe hazırlığını göstermektedir. Yalnızca avukatların değil, bu ülkenin nitelikli iş gücünü oluşturan doktorların, hatta eczacıların, muhasebecilerin ve diğerlerinin de bölünmesi tasarlanmaktadır. Şimdiden uyarıyor ve başta meslektaşlarımız ve barolarımız olmak üzere tüm vatandaşlarımızı ayağa kalkmaya çağırıyoruz: Meslek örgütlerinin bölünmesi, Türkiye’nin bölünmesi demektir!

 

Türkiye’de hür düşünen, söyleyen, teslim alınamayan avukatlar, böylelikle teslim alınmak istenmektedir. Yasa ile Türkiye Barolar Birliğine ve barolara verilmiş “hukukun üstünlüğünü savunma, insan haklarını koruma” görevi, eksik de olsa bu örgütlerce yerine getirildiği içindir ki, bu örgütlerin bölünerek hukukun tamamen savunmasız bırakılması amaçlanmaktadır. KHK’larla yetkileri budanan ve yok sayılmaya çalışılan avukatlara son darbe, değiştirilmesi planlanan Avukatlık Kanunu ile vurulacaktır. Zira, despotik yönetimlerin en sevmediği meslek grubu, avukatlardır. Çünkü, gerçek bir hukuk nosyonu almış avukat, hem müvekkillerinin hem de hukukun savunmanıdır! İşte bunun yok edilmesi, avukatların bölünmesi ile mümkündür.

 

Avukatların örgütlü gücünün bölünmesi, ülkedeki hukuka aykırılıklara karşı güçlü birliklerin engellenmesine yol açacağı gibi, aynı zamanda avukatlık mesleğinin onurunu, itibarını da tamamen bitirecektir. Avukatları denetlemekle görevli bir tek baro ve Türkiye Barolar Birliği ortadan kalktığı zaman, mesleğin hiçbir kuralı, kaidesi, etiği kalmayacak, zira bunu denetleyecek bir makam da olmayacaktır. Her gün açılan vakıf üniversiteleri ile artan niteliksizlik, yaratılacak başıboşluk ile tamamen ayyuka çıkacak, Anayasamıza göre yargının üç kurucu unsurundan biri olan savunma, kamusal niteliğinden çıkarak tamamen bir esnaflık faaliyetine dönüşecektir. Nitekim, bu esnaflık, iktidarca kurdurulan yandaş barolarla istenilen avukatların desteklendiği, beslendiği ve yönlendirildiği, dolayısıyla yargıçların ve kararların da daha kolay etkilenmeye çalışıldığı bir sözde yargı düzenine yol açacaktır. Ödediğimiz aidat ve pul gelirlerinin nereye gideceği, kim tarafından nasıl kullanılacağı da şu anda muamma olsa da, hepimizce tahmin edilebilirdir.

 

Türkiye’yi esir alan niteliksizlik ve vasatlık çukuru, nitelikli insanlarını yok etme, yurt dışına kaçırma veya baskılama ve böylece kişisel/ideolojik çıkarlarını gerçekleştirme gayretine yönelmiştir. Yapılması planlanan değişiklik, Türkiye’nin teslim alınamayan ve hukuk devletinin omurgası olan bağımsız savunmanın yok edilmesi, böylece hukuk devletinin son neferi olan avukatları ve avukatlığı bitirme projesidir; izin verilemez!

 

 

8.2.2018

AVUKATLAR SENDİKASI