SENDİKA BAŞKANI AVUKAT SELİN AKSOY İLE YAPILAN RÖPORTAJ

By | 22 Ekim 2019

Ülkemizde hukuk ve siyaset gündemi her zamanki gibi çok yoğun. Özellikle 2019 Adli Yılı, açılış töreninin Cumhurbaşkanlığı Yerleşkesi’nde yapılması kararı ile barolar ve Türkiye Barolar Birliği’nin farklı konum alışları ile başladı. Yeni yargı reformu, baroların yapısının değiştirilmesi gündemde. Avukatın ekonomik açmazları ve emek sömürüsünün çay parasına indirgenerek şov malzemesi yapıldığı şu günlerde avukatın emeğini, mesleki itibarını, avukatlar nezdinde hukuksal ve toplumsal gündemi konuşmak ise elzem. 2019’da yeni yönetimini belirleyen Avukatlar Sendikası, yeni Adli Yıla ilişkin yaptığı açıklamada tüm bu durumlara ilişkin olarak etkin ve yaygın mücadele çağrısında bulundu. Yargının yoğun gündemine dair söyleyecekleri, yapacakları ve sendikal statüsü ile tartışılan ve konuşulan bir kurum olan Avukatlar Sendikası ile ilgili merak edilenleri Sendika başkanı ve aynı zamanda yayın kurulu üyemiz Av. Selin Aksoy’a sorduk.

Hukuk Defterleri: Öncelikle Sendika’nın yeni yönetimini ve başkanlığını kutlarız. Hemen Avukatlar Sendikası’nın ne zaman faaliyete başladığına ilişkin sorumuzla söyleşimize başlayalım.

Selin Aksoy: Çok teşekkür ederiz. Belirtmek isterim ki, bu Genel Kurul’da Sendikaya yeni üye olan birçok arkadaşımızla ve eski yönetimdeki arkadaşlarımızın deneyimleriyle birlikte, çok daha güçlü bir şekilde mücadelemizi büyüteceğimize inanıyorum. Hemen soruya döneyim. Avukatlar Sendikası yani Av-Sen, Türkiye’nin ilk ve tek avukat sendikasıdır. 26 Kasım 2014 tarihinde İstanbul merkezli olarak kuruldu. Kuruluşunu ise, Yargıçlar Sendikasına karşı açılan kapatma davasının duruşması olan 9 Aralık 2014 günü ilan etti.

H.D.: Bildiğimiz kadarıyla meslek sendikacılığı hala mevzuatımıza göre kabul edilmiyor. O halde Sendikanın yasal statüsü nedir?

S.A.: Aslında Türkiye’de meslek sendikacılığının yasaklanması (kamuda bu yasak açıkça halen var ancak özel sektör açısından yasak kalkmış olmasına rağmen halen iç mevzuat sadece “işçi-işveren” üzerine kurulu olduğu için, fiilen yasak sürmektedir), işkolu esasına göre sendika kurma zorunluluğunun getirilmesi, uluslararası hukuka açıkça aykırı. Nitekim, Yargıçlar Sendikası’nın başvurusu üzerine Mart 2012’de ILO, meslek sendikacılığının mümkün olması gerektiğini, örgütün şikayetinin haklı olduğunu ifade etmiş ve konuyla ilgili Hükümet’in iç mevzuatını ILO sözleşmeleriyle uyumlu hale getirmesi gerektiğini belirtmiştir. Buna göre tüm çalışanlar, “çalışan” sıfatıyla sendika kurabilir/ sendikalara üye olabilir.

Avukatlar Sendikası da yürürlükteki mevzuatın meslek sendikası kurulmasını yasaklaması nedeniyle 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun ekindeki tabloda yer alan “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” işkolunda kurulmuş olmakla beraber, hem sigortalı çalışan (işçi) hem de serbest çalışan avukatlar sendikamızda mücadele etmektedir.

Avukatlar Sendikası mahkemelerce de tanınmakta işçi avukatlara ilişkin davalarda emsal ücret bilgisi vermeye yasal olarak yetkili olduğundan meslektaşlarının haklarını almalarına yardımcı olmaktadır.

H.D.: Peki avukatların mücadele ettiği bir sendika olarak, sizin diğer sendikalardan farkınız nedir?

S.A.: Elbette önceliğimiz meslektaşlarımızın mesleki sorunlarının çözülmesi için mücadele etmek ama onunla birlikte Türkiye’nin hukuk sistemindeki sorunlar, adaletsizlikler, hukuka aykırılıklar gibi konularda aktif sorumluluk üstlenmek ve bu konularda da çalışma yapmak. Çünkü biliyoruz ki, avukatın yaşadığı sorunlar, ülkemizdeki hukuk politikasından ve sistemsel dönüşümden azade değil.

H.D.: Sendika barolara bir alternatif midir? S.A.: Bu soruyu cevaplamadan meslekteki genel tabloya biraz bakalım isterim.

Avukatlığın, bir meslek olarak değer ve nitelik kaybetmesinin en büyük sebeplerinden biri de ülkemizdeki hukuk eğitimi, hukuk fakültelerin eğitimci kadrosu ve kontenjan bolluğudur. Mesleğe yeni başlayan ve bürolarını açan genç avukatlar ise, piyasa koşulları altında ezilmekte ve meslek odaları olan barolardan hiçbir yardım görememektedirler.

Bunun yanında, başka bir avukatın yanında çalışan avukatlar, çok düşük ücretlere çalışmakta, buna rağmen çoğunun sigortaları gerçek ücretleri üzerinden yatırılmamakta, mesleki güvenceleri ve iş güvenceleri bulunmamaktadır. Avukatlığın fazla mesaisi olmaz denilerek ağır çalışma şartları altında çalışma yapmak ise olağan hale gelmiştir.

Mesleğe yeni başlayan genç avukatlar, ofislerini açar açmaz devlet ve barolar nezdinde dezavantajlı konuma gelmektedirler. CMK ve adli yardım hizmetleri, ne bu hizmetlerden yararlanan yurttaşları ne de görev alan avukatları memnun etmemektedir.

Stajyer avukatlar, staj süreleri boyunca kayıt dışı, güvencesiz ve asgari ücretin altında çalışmaya mahkûm edilmekte ve çoğu kez onur kırıcı muamele ile karşılaşmaktadır.

Avukatlığın geldiği bu geri dönülemez duruma ilişkin Adalet Bakanlığı tarafından açıklanan “Yargı Reformu Strateji”sindeki amaçların ise sorunları çözmekten çok uzakta olduğu, avukatların ve Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz görmezden gelinerek hazırlandığı, çözüm önerisi olarak sunulan modellerin avukatlığı bir “hukuk piyasası” olarak görerek tekelleşmeye, niteliksizleşmeye ve işçi avukatların daha da fazla yoksullaşmasına ve sömürülmesine yol açacağı da anlaşılabilmektedir.

Bu tabloda kanımızca Barolar, avukatlığın içinde bulunduğu dönüşüme karşı bütünlüklü ve örgütlü bir mücadele verememekte, özellikle mesleğe yeni başlayan avukatları yalnız bırakmaktadır.

Bununla beraber Sendikaların, barolardan tamamen farklı yetkileri mevcuttur. Avukatlar Sendikası, baroların alternatifi olmayıp, zorunlu üyelik sistemi bulunan baroların işlevlerini yerine getirirken aksayan yanları, eksiklikleri tespit ederek barolara bu konularda uyarılarda ve tavsiyelerde bulunan, hukukun üstünlüğünün ve meslektaşların haklarının korunması konusunda barolara yardımcı ve gereğinde baskı gücü olan, kamuoyu oluşturma işlevi üstlenen örgütlenmiş bir güç olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

H.D.: Bağlı çalışan/işçi avukatların statüsü sizce ne şekilde değerlendirilmeli?

S.A.: İşçi avukatlık gerçeği, tüm meslektaşlarımızın kimi zaman bizzat içinde olarak yaşadığı, kimi zaman şahit olarak izlediği ancak mutlaka bildiği bir gerçeklik haline gelmiştir. Bugün işçi avukatlar, serbest hukuk piyasasında emeğini satarak geçimini sağlamaya çalışıyorlar. Serbest piyasa koşulları tarafından belirlenen ve yaşadıkları şehre göre değişkenlik gösteren ücretlerin mevcut olduğu; fazla çalışmanın ücretlendirilmediği, gerçek maaş üzerinden sigortalanmayan, öğle tatili-yemek molası-çay molası gibi hakları olmayan bir ortamda çalışıyorlar.

İş Kanunu’ndaki işçi ve işveren tanımını şöyle; “Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.” İşçi tanımı yapılırken, 2821 sayılı Kanunun 2..maddesinde olduğu üzere, “iş sözleşmesine dayanarak çalışma” yeterli görülmüştür. İş sözleşmesi ise kanunda şu şekilde yer almıştır; “Madde 8. – İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. İş sözleşmesi, kanunda aksi belirtilmedikçe, özel bir şekle tâbi değildir.”

Kanundaki tanımdan da anlaşılacağı üzere işçi kavramının unsurlarından olan “bağımlı olarak iş görme eylemi” ile, klasik avukat tanımındaki “bağımsızlık kavramı” çelişiyor gözükmektedir. Klasik avukatlık tanımındaki bağımsızlık; avukatın mesleğini icra ederken diğer yargı organları ile resmi kurumlara ve bunların yanında müvekkile karşı sahip olduğu bağımsızlık olarak kodlanmıştır. Ancak burada şöyle bir ayrım var; avukatın müvekkile karşı bağımsızlığı, işi reddetme noktasında var olup, hukuki meselenin özü itibariyle vekili olduğu kişi adına yönelteceği taleplerde müvekkilin talimatlarının dışına çıkamaz. Avukat, hukuki meseleyi inceler ve müvekkilinin talepleri doğrultusunda harekete geçer. İzlenecek hukuki yolun içeriğine karar verme inisiyatifine sahip olmakla beraber inisiyatifi, sadece müvekkil tarafından belirlenen taleplerin gerçekleştirilmesinde izlenecek hukuki yoldan ibarettir.

Serbest çalışan avukatların işçi avukatlarla aralarındaki farkın bağımsızlık düzlemindeki yansımasının, esasında, işçi avukat ve işveren avukat arasındaki ilişkide ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Zira işçi avukatı yukarıda izah ettiğimiz işlevsel bağımsızlık tanımına yerleştirdiğimizde, öncelikle bağımlılık ilişkisinin diğer yargı kurumları, resmi organlar ya da müvekkillerle değil, işvereni olan avukatla var olduğunu görebiliriz. Bu bağımlılığın temelleri ise ikilinin arasında var olan ekonomik ilişkide yatmaktadır.

Avukatlık Kanunu’nda işçi avukatlık, 12. maddenin c bendinde “Özel hukuk tüzelkişilerinin hukuk müşavirliği ve sürekli avukatlığı ile bir avukat yazıhanesinde ücret karşılığında avukatlık,” şeklinde yer alarak “avukatlıkla birleşebilen işler” başlığı altında düzenlenmiştir. Ancak kanunun devamında ücretli olarak çalışan bu avukatlara dair hiçbir düzenleme getirilmemiş ve bırakılan bu boşluk işveren avukatlar ve serbest hukuk piyasası tarafından doldurulmuştur. Ortaya çıkan tablo ise, günde 12 saate varan çalışma süreleri, hafta sonu çalışmasının yaygınlaşması, resmi tatillerde dahi çalışma zorunluluğu, tüm bu fazla çalışmalar sebebiyle hiçbir ödeme yapılmaması, avukatların aldıkları gerçek maaş üzerinden değil alt sınır üzerinden sigortalanmaları, öğle tatillerinin olmaması ve mesleki etik kuralları dışında davranışlara maruz kalınması şeklindedir.

H.D.: Kimler üye olabilecek? Sendika kimleri hedefliyor?

S.A.: 31.12.2018 verilerine göre (TBB) Türkiye’de 116.779 avukat bulunuyor. Bu sayının son 10 yıl içerisinde ikiye katlandığı da ikinci bir gerçek. Bu avukatların üçte birinden fazlası ise başka bir avukatın yanında sigortalı olarak çalışan/ işçi avukat. Sendikamız ise tüm bu işçi avukatları olduğu gibi, serbest çalışan avukatların da üye olmasını mümkün kılıyor. Kaldı ki sendikamız kapsamında emeğini ve önce kendi hakkını savunan bütün avukatların birlikte mücadele etmesini amaçlıyoruz.

İşçi avukatlar yani 4A’ya tabi olarak çalışanlar, e-devlet üzerinden sendikamıza üye olabilirken, serbest avukatların üyeliği için internet sitemizde yer alan üyelik formunu doldurarak bize göndermesi veya sendika merkemizi ziyaret ederek form doldurması gerektiğini bu vesileyle buradan duyurmuş olalım.

H.D.: Dergimizin bu sayısının dosya konusu Türkiye’nin yeni yargı düzeni. Söyleşi vesilesiyle, Yargı reform paketi ile ilgili Sendika’nın düşüncelerini de öğrenmek isteriz.

S.A.: Yargı Reformu Strateji Belgesi bildiğiniz gibi yerel seçimlerden önce açıklanmıştı. Dolayısıyla metnin açıklandığı dönem ve özellikle yine AB’ye hoş görünme çabalarının manidar olduğunu düşünüyoruz. Metnin içeriğini incelediğimizde ise belgenin “demokrasisini güçlendirmeye, hak ve özgürlükleri geliştirmeye ve genişletmeye güçlü bir şekilde vurgu” yaptığı ve amaçladığı iddiasında olduğunu görüyoruz. Oysa her ne kadar metnin her yerinde “ifade özgürlüğü” geçse de kadınların yaşam, çocukların eğitim hakkının bile sağlanamadığı bu ülkede, avukatlar savunmalık görevini yaparken, gazeteciler ve akademisyenler cezaevlerini doldururken akla gelecek son hak “ifade özgürlüğü” olabilir. Burada neredeyse bir alegori olduğu bile söylenebilir. Dolayısıyla “Yargı Reformu Stratejisi” de aslında AKP’nin kendi rejimini kurması sürecinde hukuku ve yargıyı kullanmasının bir kez daha tescil edilmesi gibi geliyor.

Reform niteliksizleşmeyi önlemeyi amaçlayarak mesleğe giriş sınavı getirmeyi amaçlıyor örneğin. Metnin kısıtlı açıklamasına göre bu sınav hâkim-savcı yardımcıları, noter yardımcıları ve avukatlık stajı için hedefleniyor. Ama işin gerçeği, Türkiye’deki hukuk fakültesi sayısının günden güne artarken, kadrolarında yeterli profesör/doçent olup olmadığının denetlenmediği bir ortamda niteliksizleşme sorununun öğrenciler üzerine bırakılmasıdır. Bu avukatlık alanının daha da piyasalaşması, şirketleşmesi anlamına gelecektir. Bir yandan bu sınavlara hazırlık için kurslar ortaya çıkacak, sınavı kazanamayan ancak hukuk fakültesi mezunu olan kişiler (ara elemanlar) ortaya çıkacaktır. -iddiaya göre- böylece de mesleğin niteliksizleşmesinin önüne geçilecektir. Belirtilen tablonun oldukça gerçekdışı olduğu ortadadır.

H.D.: Türkiye Barolar Birliği’nin son dönemlerdeki tutumu ve Adli Yıl açılışına ilişkin baroların açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

S.A.: Adli yıl açılışında Metin Feyzioğlu yaptığı konuşmasında “Bizim için vatan söz konusu ise gerisi teferruattır, işte biz bugün bunun için buradayız.” dedi. Bir başka dikkat çeken ifadesi ise “Ülkemiz 15 Temmuz darbe girişimi ile iç savaşa sürüklenmek istenmiştir. Milletçe tek yumruk olarak bunu önledik. Bir daha böyle bir felaketle karşılaşmamak için demokratik kurumlarımızı ve hukuk devletinin taşıyıcı sütunlarını güçlendirmek zorundayız.” Şeklindeki ifadesidir. Bu ifadeler artık üstü kapalı şekilde değil, açıkça AKP tarafından inşa edilen yeni rejimde, hukukun ve yargının rolünün, siyasi iktidarı güçlendirmek yönünde ve onun talimatları ile hareket edeceği bir ortamın kabulüdür.

Buna karşı çıkan ve Cumhurbaşkanlığı Yerleşkesi’ndeki Adli Yıl Açılışı’na katılmayan ve bu konuda açıklama yapan baroların bu tavırlarının çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Keza Feyzioğlu’nun konuşmasının ardından da Barolar TBB’yi olağanüstü genel kurula çağırdı. Gerçekten de Feyzioğlu’nun konuşması, içerisinde AKP iktidarının yargıya ilişkin projeleri ile paralel şekilde, yargıyı daha fazla iktidara bağımlı hale getirmeye ilişkin ifadeleri barındırmakla beraber, üye çoğunluğu anlamında avukatların önemli bir kısmını temsil eden barolar tarafından yapılan açıklamaları yok sayması ile de ayrıca dikkat çekici. Bu şekilde, TBB Başkanı, Avukatlık Kanunu madde 110/1’de yer alan ve baroları ilgilendiren konularda barolarla görüşerek çoğunluğun düşünce ve görüşünü belirtmek zorunda olduğuna ilişkin görevini de ihlal etmiştir.

H.D.: Daha önceki bir soruda biraz değindin. Ama biraz daha ayrıntı almak için son soru olarak, meslek sorunları ile ülkenin ve hukukun içinde bulunduğu durumu birbirinden bağımsız değerlendirmenin mümkün olup olmadığını soralım.

S.A.: Değil tabi ki, bugün avukatlığın içinde bulunduğu durum genel anlamda yargının da dönüşümünün bir parçası. Yine belirttiğimiz gibi hukukun AKP tarafından araçsallaştırılması ve hatta hukuksuzluğun AKP’nin hukuku haline gelmesinin de bir sonucu. Bununla beraber avukatlığın dönüşümünün siyasal krizlerden etkilendiği kadar ekonomik krizlerden de etkilendiği, ülkenin içerisinde bulunduğu iktisadi durumun avukatlık mesleğinin bugünkü konumunda önemli bir rol oynadığını da belirtmek gerekir. Aslına bakıldığında avukatlıkta yaşanan bu dönüşüm, tüm mesleklerde yaşanmıştır. Kapitalizm, avukatlık, mühendislik, doktorluk, bankacılık vs. gibi üretim araçlarına sahip olmayan, ücretle geçimini sağlayan vasıflı emek gücünün geçmişteki ayrıcalıklı kimliğini alt üst etmiş ve bu ayrıcalık yanılsaması ortadan kalktığında gerçek, kendini, meslek mensuplarının kendi içinde ayrışması ve işçileşme olarak göstermiştir.

Siyasi iktidar baroları ve yargıyı, kendi siyasi hedeflerine ulaşabilmek için araç olarak görmekte, hukuku araçsallaştırmak suretiyle kendi meşruiyetini sağlamaya çalışmaktadır. Yargının giderek bağımlılaşan ve niteliksizleşen yapısında avukatlık yapmak neredeyse imkânsız hale gelmiştir.

Tam da bu yüzden, avukatların ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi, mesleki açıdan avukatlık mesleğinin olması gereken nitelikte icra edilebilmesi için tüm avukatları Sendikamız ile birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.

H.D.: Söyleşi için teşekkür ediyoruz. Sendika’ya başarılar diliyoruz.

S.A.: Sendika olarak biz de sizlere çok teşekkür ediyoruz.

Hukuk Defterleri –
Sayı 21 Eylül / ekim 2019, Söyleşiler
Söyleşi: Avukatlar Sendikası Üzerine (12.09.2019)
Yayın Kurulu